Genel

Buğday Nedir? Buğday Türleri Nelerdir?

buğday ne demek

Kültürel soyu 10 bin yıl önce Bereketli Hilal’e dayanan zenginliklerden biri olan buğdayı sadece beslenme çerçevesinde değerlendirmek buğdaya oldukça sınırlı bir yerden yaklaşmayı beraberinde getirebilir. Hatta buğdayın günümüzdeki yaşam biçimine ve ekosisteme olan etkisini yok saymak olur.

Buğdayın uzun soluklu hikâyesine bakmak için ilk adım olarak doğadan toplanan yabani buğdayın zamanla ekilip biçilmeye başlandığını hatırlayabiliriz. Buğdayı, insanların binlerce yıl sürdürdüğü göçebe avcı-toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik-üretici yaşam biçimine geçmesini sağlayan uzun soluklu hikâyenin ilk sayfasını yazan baş yazarlardan biri olarak görebiliriz. Bu yazıda bu hikâyeyi öğrenmeye bir yerden başlamak için buğdayın tarihine, günümüzde buğday üretiminin Türkiye’deki durumuna, yabani türlere ve atalık tohumları korumanın önemine değineceğiz.

Tarihten bugüne buğday

Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce tarım yapılan ilk köylerin, Güneydoğu Anadolu’da ve bugünkü Suriye’nin kuzeyinde konumlandığı söyleniyor. Anadolu’da görülmeye başlanan siyasi yapılanmalar ve büyük devletler döneminde ise buğdayın ekonomik ve kültürel önemi, geride bıraktığı büyük miktarlardaki buğday stokları ve kayalara oyulan sahnelerden anlaşılabiliyor. Anadolu’daki en eski ve ilk imparatorluğu kuran Hititlerin Çorum yakınlarındaki başkenti Hattuşa’da, M.Ö. 13. yüzyıldan kaldığı düşünülen 4.200-5.900 ton kapasiteli buğday silolarının bulunması, Van’a bağlı Patnos’ta, M.Ö. 800-700’lerden kalma Urartu tapınak ve sarayının yakınlarında ortaya çıkarılan zahire siloları ve ele geçen buğday kalıntılarının, benzer geleneklerin Anadolu’da yıllar boyu devam ettiğinin kanıtı niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’de buğday

WWF’in 2016’da yayımladığı Buğday Atlası Raporu’nda, Türkiye sınırları içinde yüzyıllardır varlığını sürdüren, adaptasyon yeteneği kuvvetli, tane kaliteleri yüksek, kuraklığa ve sıcağa dayanıklı genetik kaynaklardan soyunu devam ettiren tohumların doğal seçilimle bugüne geldiği ortaya konuyor. Türkiye’de 1950’lerde üretilen buğdayın yaklaşık üçte biri makarnalık, geri kalanı çoğunlukla ekmeklik ve az bir kısmı da topbaş ekmeklik buğday olarak kullanılıyordu. Bu yıllarda Orta ve Doğu Anadolu ile geçit bölgelerinde ekilen yerel ekmeklik buğdaylar, altı botanik varyasyon içinde yer alıyordu. Hâlen Orta Anadolu’nun batı, doğu, kuzey ve güney geçit bölgelerinde %40-%50 oranında geleneksel makarnalık çeşitler de ekiliyor.

Sayılarla Türkiye’de buğday

2019 yılı verileri, buğday ekili toplam alanın 68,5 milyon dekar, toplam üretiminin 19 milyon ton olduğunu ortaya koyuyor. Bu üretimi ise ekmeklik buğday ve makarnalık buğday olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Yine 2019 yılı verileri, 57,5 milyon dekar alanda 15,85 milyon ton ekmeklik buğday, 10 milyon dekar alanda da 3,15 milyon ton makarnalık buğday üretildiğini gösteriyor. 2018/2019 pazarlama yılı toplam buğday tüketiminin 18,8 milyon ton, ekmeklik buğday yeterliliğinin ise %100’e yakın olduğunu biliniyor. Üretimin iki milyon tonu geçtiği şehirlere bakacak olursak listede Konya, Ankara ve Diyarbakır dikkat çekiyor. 2020 yılı için TÜİK’in birinci tahmininde buğday üretiminin 2019 sezonuna göre %7,9’luk artışla 20,5 milyon ton olacağı öngörülmüştü. Ekim 2020’de yayımlanan ikinci tahmin raporunda da önceki tahminlerdeki miktarın korunduğunu görüyoruz. Buna sadece toplam olarak baktığımızda herhangi bir eksilme görmüyor olsak da buğday türleri konusuyla ilgili aynı şeyi söylemek mümkün mü?

Yabani türler ve Türkiye’de buğdayın geleceği

WWF Buğday Atlası’da derinlemesine incelendiği gibi, “tahıl ambarı” olarak bilinen Anadolu toprakları, bugün 23 yabani buğday türüne ve 400’den fazla kültüre alınmış buğday çeşidini içinde barındırıyor. Ancak maalesef Türkiye’de üretilen buğday çeşitliliğinde son 30 yılda herhangi bir artış yaşanmadığı da ortada. Üstelik yaşamsal öneme sahip buğdayın yerel çeşitleri kaybolma tehlikesi yaşıyor. Yerel buğday çeşitlerinin ekim alanları, konvansiyonel üretim sebebiyle hızla azalıyor. Türlerin yok oluşunun başlıca sebepleri arasında, özellikle yurt dışından getirilerek çok kısa sürede tescil ettirilen buğday çeşitlerinin yerel ekolojik koşullar dikkate alınmaksızın bütün bölgelere önerilmesi var. Sonucunda, tarlalarda önemli verim kayıpları ortaya çıkabiliyor ve üreticiler büyük maddi kayıplara uğrayabiliyor. Endüstriyel tarım uygulamalarında kimyasal ilaçlar (pestisit) kullanılması, yanlış tarım teşvikleri, aşırı sulama, ekosistem gözetilmeden yapılan tarımsal uygulamalar, anız yakma, yurt dışından ithal edilen genetiğiyle oynanmış tohumlar ve monokültür gibi sebeplerle yabani türler azalıyor.

Yabani türlerin hayatta kalmaları, sadece buğday çeşitliliği için değil, ekosistemin devamlılığı için de oldukça önemli. Yabani türler, birbirleriyle eşlenmeleri sayesinde farklı iklim koşullarına uyumlu ve doğal seçilimde hayatta kalmayı sağlayacak yeni türler ortaya çıkarırlar. Diğer bir deyişle tohumların korunduğu, yetiştirildiği yerdeki iklimle uyumlu tutulduğu, toprağın anız gibi metotlarla yıpratılmadığı bir düzende buğday türleri kendi doğal akışları içinde varoluşlarına devam ederek yeni türler geliştirebilirler. Bu sayede doğa, insan etkisinden bağımsız olarak da besin zincirinin devamlılığı sağlanmış olur.

Sending
User Review
0 (0 votes)

Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copyright © 2016. Created by Ne Demek